|
|
9月16日 DOSTLAR, BENİM YENİ ADRESİM AŞAĞIDAKİ GİBİDİR.
HEPİNİZE SEVGİLER VE SAYGILAR..
HAKKI TERZİBAŞI
9月3日 Almanya'da bir dost ziyaretinden dönüyorduk. Arabayi ben sürüyordum.Yolun ilerisinde bir kaza oldugunu gördüm. Ne olmus diye bakarken, birden dört yol agzinda oldugumuzu fark ettim. Isik kirmiziya dönmüs ve ben geçmistim. Yapacak bir sey yoktu, olan olmustu. Duramazdim, yola devam ettim. Gece yarisindan sonraydi. Saat 2 gibiydi. Allah'tan, çevrede polis falan da yoktu.
Bu olayin üstünden bir hafta kadar geçmisti. Bir mektup aldim; karakola çagyriyorlardi. Gittim. Beni bir odaya aldilar. "Bir konuda bilginize basvuracagiz. Size bir fotograf gösterecegiz. Bu araba sizin sirkete ait. Geçen hafta, su gün, saat 02:12'de su kavsakta kirmizi isikta geçerken kameraya yakalanmis. Bakin bakalim, direksiyondaki kisiyi taniyor musunuz?" Fotografa baktim, "Pek taniyamadim bu kisiyi" dedim. Bunun üzerine bir fotograf daha çikardilar. Bu benim fotografimdi. "Bu sizin fotografiniz, bunu yabancilar subesinden bulduk. Biz, otomobildeki kisi ile bu fotograftaki kisinin ayni oldugunu düsünüyoruz? Ne dersiniz?" dediler. "Cevap vermeden önce, isterseniz avukatinizla görüsünüz" diye de eklediler. "isterseniz size prosedürü anlatalim. Eger bu arabayi süren ben degilim derseniz, sizi mahkemeye verecegiz. Mahkeme uzmanlara basvuracak. Eger resimdeki kisi oldugunuz ispat edilirse para cezasi alacaksiniz. Bu ceza, eger arabayi sürenin siz oldugunu kabul ederseniz vereceginiz cezanin birkaç kati olacak. Bir de resmi makamlari oyalamaktan dolayi ayri bir cezaya maruz kalacaksiniz." Düsündüm. Avukatima soracak bir sey yoktu. "Verin, bir daha bakayim fotografa" dedim. Sonra da "Evet, bu arabadaki kisi benim" dedim. Memnun oldular, "Dogru seçim yaptiniz" dediler. Yüklü bir ceza ödedim. Ama ehliyetime el koydular. "Ne zaman alirim ehliyetimi geri?" diye sordugumda "Bizden haber bekleyiniz" dediler.
Aradan bir hafta geçti. Bir hastaneden davet aldim. Beni göz klinigine çagiriyorlardi. Gittim. Siki bir göz muayenesinden geçtim. Sonra beni bir grup doktorun karsisina çikardilar. Her biri benim raporu eline alip, "Renk körü degilsiniz. Gözünüzün saglam oldugunu biliyor musunuz? Ama kirmizi isikta geçmissiniz" dediler. Artik bana ehliyetimi geri verecekler diye düsündüm. Ama vermediler.
Aradan bir hafta, on gün geçti. Yine hastaneden bir davet aldim; bu kez psikiyatri bölümünden. Verilen tarihte hastaneye gittim. Beni bir odaya aldilar. Odada dört doktor vardi. ilk doktor, "Raporunuza bakiyorum. Gözleriniz saglammis. Ama trafik isiklari kirmiziya döndükten tam 58 saniye sonra geçmissiniz. Bunun yanlis oldugunu biliyor musunuz?" diye sordu. Ben de "Evet, yanlis? bir davranis" dedim. Ayni seyi, diger doktorlar da aynen tekrarladi. Ben de "Evet, yanlis bir davranis?" diye ayni cevabi verdim. Artik bana ehliyetimi geri verecekler diye düsündüm. Ama vermediler. Aradan bir hafta, on gün gibi bir süre geçti. Bir mektupla karakola davet aldim. Gittim, sanirim artik ehliyetimi geri alacaktim. Ama düsündügüm gibi olmadi. "Sizi, trafige çikaracagiz" dediler. Bana bir program verdiler. Bu, günde iki saatlik, dört günlük bir programdi. ilk gün gittim. "Arabaya binin, sehir içinde dolasacagiz" dediler. Benimle birlikte üç kisi daha bindi arabaya. Hareket ettim. ilk trafik isiklarinda durdum. Yanimdaki görevli "Buna, trafik isigi denir.Kirmizida durulur. Sari isik, kirmiziya dönüsü gösteren uyaridir. Anladiniz degil mi?" dedi. Ben de tekrarladim "Evet, kirmizi da durulur. Sari isik, kirmiziya dönüsü gösteren uyaridir." Isik yesile döndügünde kalktim. Görevli, "Yesil isikta da kalkilir. Degil mi?" dedi. Ben de tekrar ettim, "Evet, yesil isikta kalkilir." Yolda bir süre sonra kirmiziya dönen bir Isiga rastladik. Bu kez arkadaki görevlilerden birisi, "Buna, trafik isigi denir. Kirmizida durulur. Sari isik, kirmiziya dönüsü gösteren uyaridir. Anladiniz degil mi?" dedi. Ben de tekrarladim, "Evet, kirmizi da durulur. Sari isik, kirmiziya dönüsü gösteren uyaridir." diye tekrar ettim. Bu sahneyi iki saat süresince her isikta tekrarladik. O günden sonraki üç günde de, yine arabama üç görevli bindi. Her isikta ayni sahne usanilmadan tekrarlandi. Ama sonunda ben de ehliyetimi geri aldim. Yukarydaki öyküyü Almanya'da yasayan bir Türk isadamindan dinledim. "Sonuç ne oldu?" dedim. Çok ciddi biçimde cevap verdi,
"BEN ARTIK KIRMIZIDA HEP DURUYORUM ." 7月31日
v
Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Davut Başaran, en gelişmiş bilgisayarın, saniyede 16 milyar işlem yaparken, bir arı beyninin saniyede 10 trilyon işlem yapabildiğini söyledi.
Prof. Dr. Başaran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, arılarla ilgili teorik araştırmalar yaptığını belirtti. Arılarla içiçe büyüdüğünü ve çok sevdiğini, bu nedenle ''arıların gizemli dünyasını'' irdelediğini anlatan Başaran, arıların, çok mükemmel işleyen bir yaşamları olduğunu anlattı.
Erkek, işçi ve kraliçe arı olmak üzere 3 tip arı bulunduğunu, kraliçe arının 5 ile 7 yıl, erkek arının en fazla 1 hafta ve işçi arının, larvadan çıktığı andan itibaren 1 ile 6 ay arasında yaşadığını dile getiren Başaran, kraliçe ve işçi arının 2 kromozom, erkek arının yarım kromozomdan oluştuğunu, kraliçe ve işçi arıların 2 kromozomdan oluşmasına rağmen beslenmeden dolayı kraliçe arının ömrünün daha uzun olduğunu vurguladı.

4 BİN METREDE DÖLLENME
İşçi arının dişi, ancak kısır olduğunu; kraliçe arının ise dişi, ancak kısır olmadığını ve yaşamı boyunca bir defa döllenen kraliçe arının 5 ile 7 yıl boyunca yaklaşık 400-500 bin spermi muhafaza ettiğini ifade eden Prof. Dr. Başaran, şöyle dedi:
"İşte mucize burada. Normal şartlara eksi 196 derecede spermler muhafaza ediliyor. Ama kraliçe arı, yaklaşık 7 yıl boyunca bu kadar spermi muhafaza edebiliyor. Yumurtadan, işçi arı 21 gün, kraliçe 16 ve erkek arı 24 günde ergin olarak çıkıyor. Sürede de fark var. Kraliçe arı, yumurtadan çıktıktan sonra zifaf uçuşuna çıkıyor. Kraliçe arı bu uçuşa çıktığı zaman bütün erkek arılara göz kırpıyor.
Hep birlikte uçuşa başlıyorlar. 4 bin metre yüksekliğe kadar çıkan kraliçe arı, erkek arıların gelip gelmediğini belirlemek için arada bir arkasına bakıyor. Uçuş sırasında sadece tek bir erkek arı kalıyor. Onunla da kraliçe arı, 4 bin metre yükseklikte eksi 18 ile 20 derece arasında çiftleşiyor. Bu erkek arı da çiftleşme sırasında ölüyor."
Kovana geri dönen kraliçe arının, işçi arıların temizlediği yuvalara her gün yaklaşık 2 bin yumurta bıraktığını ve dünyanın hiç bir yerinde bu kadar yumurta meydana getiren bir sistem bulunmadığını bildiren Başaran, yumurtadan çıkan arının, jet hızıyla bal toplamaya çıktığını anlattı.

MÜKEMMEL BİR İŞBÖLÜMÜ
Arılar arasında mükemmel bir işbölümü bulunduğunu ve bir arının ömrü boyunca topladığı bal miktarının, bir çay kaşığının 12'de 1'i kadar olduğunu ifade eden Davut Başaran, şöyle konuştu:
"En gelişmiş bilgisayar, saniyede 16 milyar işlem yaparken, bir arı beyni saniyede 10 trilyon işlem yapabiliyor. 500 gram bal için 900 arı 1 gün çalışırken, 1 arı 25 dakikada 50 çiçek, 450 gram bal için de 17 bin arı 10 milyon çiçek dolaşıyor. Arılar o kadar sistemli çalışmalarına rağmen işitmiyorlar. Gözleri de kırmızıyı görmüyor. Ama sağlıklı bir koku sistemleri var. Her kovanda 1 kraliçe, yaklaşık 80 bin işçi ve 100 bin erkek arı vardır.
Kraliçe arıda, arıların hepsini gözleyebilecek bir radar sistemi var. Hangi arı ne yapıyor, hepsini gözlüyor. Kraliçe arı, salgıladığı hormonla bütün arıları zaptu rapt altında tutuyor. Bal arılarının düşmanı eşek arısı kovana girmek isteğini zaman kraliçe arı, radar sistemiyle bunu fark ediyor. Hemen diğer arıları uyarıyor. Kovana girmek isteyen eşek arısına yaklaşık 500 arı çullanıyor. Bir sistem oluşturarak 50 derecelik bir sıcaklık oluşturuyorlar ve eşek arısını bu sıcaklık sistemiyle öldürüyorlar.
" Prof. Dr. Başaran, arıların bir yerde yem bulduğu zaman mesafesine göre değişik hareketler yaptığını, 15 metrekarelik bir alan için daire şeklinde dans, 25 ile 100 metrekarelik alan için sallanma dansı ve 100 metrekareden fazla alanlar için 8 işaretli dans yaptığını belirterek, bu işaretleri, kovandaki bütün arıların fark ettiğini ve karanlıkta bile 5 dakikada hemen o yeri bulduğunu kaydetti.
7月26日
Aşağıda okuyacağınız olaylar asparagas yada düzmece haberler değildir. Hepsi polis kayıtlarına geçmiş, birçoğu yazılı, görsel başında yayımlanmıştır. Şimdi sıkı durun;

Yer: Kayseri
Siz hıç karanlıkta iyi göremediğiniz için yakıt deposunun, tam dolup dolmadığını çakmak yakarak kontrol etme cesaretini kendinizde buldunuzmu! Kayseri şehirlerarası otobüş terminalinde 38 AS 991 plakalı yolcu otobüsüne mazot alan muavin Z. T. deponun tam dolup dolmadığından emin olmak için çakmak çakarak kontrol etmek ister. Sonuç: Buharlaşan mazotun parlaması ve muavinin yanık tedavisi için hastahaneye kaldırılması...

Yer: Diyarbakır
Lunaparkta gece bekçisi iki kafadar (zincirlerin ucuna bağlanmış salıncaklardan oluşan) uçan sandalyelere biner ve mekanizmayı çalıştırırlar. Ancak sandelyelerin merkezkaç kuvveti ile dönerek açılmasından dolayı durdurmak içi şaltere ulaşamazlar ve sabaha kadar kimseye seslerini duyuramazlar. Sonuç: Bu bekçilerden biri hayatını kaybetmiş, diğeri işe gördügü uzun tedavilere rağmen eski sağlığına kavuşamamıştır...

Yer: Karabük
Siz demir çelik haddehanesinde çalışan bir işçinin, sigarasını yakmak için 600 tonluk preslerin arasından emekleyerek geçtiğini ve 2.450 santigrad derecedeki fırına ulaşmaya çalışırken son sigarasını yaktığını duydunuzmu?..

Yer: Giresun
Siz hıç birisinin, dış ağrısından kurtulmak için çenesine kurşun sıktığını ve beynini dağıttığını duydunuz mu?..
Yer: İstanbul,
Sultanbeyli Yuttuğu sineği öldürmek için ağzına Shelltox sıkip, zehirlenerek kendisi de ölen zamane uyanığını...

Yer: Erzurum
Birçok ülkede insanlar berbere gidip traş olurlar, ama hiçbir berber, masaj amacıyla müşterisinin kafasını sağa sola çevirirken boynunu kırmaz...

Yer: Bozcaada
Bankamatikten para çekerken başka bir ülkede elektrik çaprmasından ölmezsiniz. Türkiye'de ölürsünüz...

Yer: Adapazarı
Siz hiç arabası ile yolda giderken radyoda duyduğu göbek havasıyla coşup, göbek atmak için aracını kenara çeken ve otoyolda göbek atarken arkadan gelen aracın altında kalıp ölen duydunuz mu? Söz konusu olay TEM otoyolu Sapanca mevkiinde cereyan etmiştir...

Yer: Konya
Aynı işyerinde, biri gündüz biri gece vardıyasında çalışan ve ikisi de işine motasiklet ile giden baba-oğulun, yolda karşılaşmaları normaldir, ama birbirlerine selam vermek içın ellerini sallarken, kaza yapıp ölmesi sadece bizde vaka-i adıyedendir...
Yer: Kocaeli,
Dilovası Hangi ülkede bir gemi mühendisı, kontrol etmek için gemi kazanına girdiğinde, biri başkası gelip kazan kapısını kapatır ve kazanı ateşleyip... Güven iyidir ama kontrol daha iyidir (ALMAN ATASÖZÜ) Güven iyidir ama kontrol gerekmez (TÜRK MANTALİTESİ)

Yer: Rize
Hangi ülkede; elektrik direğine yaşlanıp, ayakkabısına giren taşı çıkarmak için ayakkabısını silkeleyen birisi, yoldan geçen bir başkası tarafından (cereyana kapıldığı zannedilerek, kurtarmak amacıyla temas etmeden) kürekle vurularak kurtarılmaya çalışılır?..

Yer: Trabzon
Siz hiç başka bir ülkede, bir insanın, tuttuğu futbol takımının maçı, ya da siyasi partinin şeçimi kazanıp kazanmayacağı hakkında bir "uzvu" üzerine iddiaya girdiğini, "eğer kazanamazsak, ben de bunu keserim" dediğini, iddiayı kaybedince Beşmele ile abdest alıp, iki rekat namaz kıldıktan sonra "onu" kestiği ve kan kaybından öldügünü duydunuzmu?.. yav böyle bişey olabilirmi....

Yer: Afyon
Siz hıç kahvehanede Okey oynanırken, İnsanların ve okey masasının üzerine inek düstügünü, duydunuz mu? Toprak damlardan oluşan tipik anadolu mimarisi, sineklenen ve paniğe kapılarak nereye bastığını bilemeyen Sarıkız'ın ağırlığına dayanamamıştır..
'Farklı milletlerin kadına bakış açısı' konulu bir toplantı. Soru: Bir kadının elini niye öpersin? Fransız, "Saygımdan öperim" der. Alman'ın cevabı şöyle olur: "Kadınlar kutsal varlıklardır, o yüzden öperim." Sıra Türkiye'yi temsil eden Temel'e gelir. Soru aynı: Bir kadının elini niye öpersin? Biraz düşünen Temel cevap verir: "Valla bir yerden başlamak lazım." :-)))))
7月25日


Ben seni hiç sevmedimki
Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
Bir çiçeğe gülmeni, Bir güle benzemeni sevdim
Birde yıldızlarısevdim
Eylül akşamlarında gelip,
Gözlerinde durdular
Ben seni hiç sevmedimki
Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
Kurşunları sevdim beni vurduğunda
Ağlamayı sevdim unuttuğunda,
Yanlız olduğumu anladığımda
Ayakta kalmamı sevdim
Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda
Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
Su gibi özledim Temmuz güneşinde seni
İlkinde yağmur gibi
Geceleyin yağan yağan yağmur gibi sevdim seni
Ben seni hiç sevmedimki
Kuşlara şarkıları öğretmeni sevdim
Menekşeyle konuşmanı
Nisan'ı hatırlamanı
Baharın bir adınında yanlızlık olmadığını
Düştüğün zaman kanayan yaralarını
Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kapbettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Oenize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedimki
Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde
Buhusunda sabahın, acımasızlığında ahın
Ağlayan yüzünde İsa'nın
Ferahlatan gücüyle duanın
Korkutan yanıyla nar'ın
İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne
Gülün üstüne
Tutunduğum umudun üstüne
Korkunun üstüne
Hep senin üstüne, hep senin üstüne
Ben seni hiç sevmedimki
Gittiğin zaman gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiniz zaman
Kalmanı sevdim
korkuyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallanken, seni götüren trenin arkasından
Kırlara ilk kar düştüğü zaman
Ölümün ne güzel olduğunu sevdim
Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki
Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse
Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
Birde yıldızları sevdim
Eylül akşamlarında gelip
Gözlerinde tutulan
Düştüğün zaman kanayan yaralarını
Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
Sakız satan çocukları
Yeni çıkan şarkıları
Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
BEN SEVDİMMİ ADAM GİBİ SEVERİM

İbrahim Sadri



Geri Verilen Peki alınız sizin Daha istemiyorum
Bu el bu ayak Bu duyu bu düşünce Sizin Daha istemiyorum
Dallarda göklerde sularda Açılarım bir denklemle uykusuz
Belki anlarlar beni Sevindirirler umdururlar ama Sizin Daha istemiyorum
Ta çocukluğumdan beri Yanım sıra yürüyen
Sevince acıkınca Konuşunca yazınca duyduğum şey
Sizin Daha istemiyorum Gece koyu karanlıklar büyür
Alır tasalarımı yollarda Alır güzelliğimi dağlardan
Peki sizin bu doldurduğum boşluk Sizin daha istemiyorum
Hepsi taş toprak orman deniz Işıksızlığını yaşadığım varlık
Yokluğunda ağrıdığım ölüler
Hepsi hepsi Sizin Daha istemiyorum
Bu eller miydi masallar arasından
Rüyalara uzattığım bu eller miydi.
Arzu dolu, yaşamak dolu,
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.
Topraktan evler yapan bu eller miydi
Ki şimdi değmekte toprak olan evlere.
El işi vazifelerin önünde Tırnaklarını yiyerek düşünmek ne iyiydi.
Kaybolmuş o çizgilerden Falcının saadet dedikleri.
O köylü çakısının kestiği yer Söğüt dallarından düdük yaparken...
Bu eller miydi kesen mavi serçeyi Birkaç damla kan ki zafer ve kahramanlık.
Yorganın altına saklanarak Bu eller miydi sevmeyen geceyi.
Ayrılmış sevgili oyuncaklardan Kırmış küçücük şişelerini.
Ve her şeyden ve her şeyden sonra Bu eller miydi Allaha açılan !;

Yoğurulurken çamurum, sence de belliydi özüm,
Ne günah işleyeceksem, biliyordun onu tüm.
Yargın olmazsa eğer, işleyemez kimse suç ;
Neden öyleyse kıyamette yakarsın a gözüm

Bir bilim kalmadı evrende, benim bilmediğim.
Sana değgin nice bin sırrı çözüp silkeledim.
Yaşadım yetmişi aşkın yılı, en sonra gelip,
Daha hiç birşeyi öğrenmemişim;
öğrendim Bıktım bu gönülden, bıktım usandım.
Feryat ederim, candan yaralandım, Ben olmamışım, yahut da varım, bir !
Bilmem ki neden dünyaya atıldım?

Bir rahat yer bulabilseydik a dostlar, ne olur?
Başka bir yön tutabilseydi bu yollar, ne olur?
Ne olur, toprağın altından asırlar sonra Yeniden bitse idik,
ot gibi tekrar ne olur?

Dünyada ne var, kendine dert eyleyecek
Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek
Zümrüt çayır üstünde, sefa sür iki gün ...
Zira senin üstünde de otlar bitecek .
Dal goncayı bir sabah açılmış buldu ,
Gül melteme bir masal deyip savruldu
Dünyada vefasızlığa bak;
on günde Bir gül yetişip, açıp, solup kayboldu
Geçmiş günü beyhude yere yad etme
Bir gelmemiş an için de feryat etme
Geçmiş gelecek masal bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbat etme

Neyi tutsam para etmez ; ayılmaz değilim ki!
Yaşamın en sonu hiçtir ; yıkılmaz değilim ki!
Bin pırıltıyla tutuşsam da, yansam da sönüş var ;
Say, kadehtim Cem elinde ;kırılmaz değilim ki!

7月24日
  
Gri günlerin ardında yağmur olmalı...
Yağmalı dolu dolu...
Ve güneşi getirmeli avucuna Usulca bırakmalı...
Güneşin ardında sıcak olmalı Yakmalı kavurmalı...
Ve sevdayı getirip yüreğine Sımsıkı bağlamalı...
Sevdanın ardında tutku olmalı Denizler kadar derin...
Dalmalı mavi hülyalara...
Avuçlarında yarin eli olmalı ..
Seni tanımak, seni solumak Gözlerinde kaybolup zihninde var'olmak. Harika...
Seni tanımak, seni kaybetmek, Sen isterken, reddetmek
Şimdi yanında olamamak Berbat...
"Keşke"siz bir dünyada "Keşke"siz düşüncelerde Mutlu ve doymuş olabilseydik.
Sonsuzluğa birlikte yürüyebilseydik. Gülen genç yüzlerimiz Birlikte kırışsaydı, Pırıl pırıl saçlarımız, birlikte ağarsaydı Tasalarımız, gözyaşlarımız Birbirinde eriyip Umutlarımız, kahkahalarımız Birbirinde coşsaydı....
Koca bir ömrü mutlulukla paylaşıp O son, bilinen yolu elele yürüseydik. KEŞKE !!!
 
SEN - BEN - BİZ
Üç, boş Sayfa koydum masaya
Bir de kalem aldım elime
Bir sayfa Benim, Bir sayfa Senin, Son sayfa da Bizimdi.
Beni bir satırda anlattım,
Seni bir sayfada, Bizim sayfamız boş kaldı.
Kalemden kıskandım Kağıttan kıskandım Bizi kendime sakladım.
O boş sayfanın yerine Bize ait her şeyi Kalbime yazdım.

7月21日
FADİME PROFÖSÖR OLACAKMIŞ !!
Temelin karısı köyündeki doktorla işi pişirmiş. Bu durum herkesin diline dusmus ama kimse Temel'e soyleyemiyor.
Herkes nasil anlatacagiz bu isi derken Dursun atlamis; - Merak etmeyin usaklar ben soylerum. Aksam olmus Temel kahveye gelmis, Dursun soyle bi gerinip koseden yuksek sesle temele dogru bagirarak;
Ha Temel usagum, senin Fadime ne zaman profosor olayir da?
Temel, Ula Tursun sasirdin mu, benim kari daha okumayi bile sokemedu profosor olmak nerden ciktu..
Ne pileyumm koyde herkes fadime yuksek lisansini yapti, doktora veriyor diyorda ondan sormusumdur..

POLİS
Sürücü dikiz aynasında kendisini izleyen polisi görünce kaçabileceğini düşünüp basmış gaza. Ancak polisi atlatamayacağını anlayınca, pes edip çekmiş kenara.
Polis arabasından inmiş. Bezgin, kızgın ve de küskün bir sesle:
"Bana bak, çok yorgunum, üstelik keyfim de kaçık. Mantıklı bir özür söyle yoksa yaktım çıranı!"
Kısa bir ara ve sürücü:
"Karım geçen ay bir polisle kaçtı. Aynada sizin aracınızı görünce kaçtığı polis, onu bana geri getiriyor sandım...
7月10日
|
|
|
|
Dostlar;
Size bugün bir öykü anlatmak istiyorum..
Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında 3 yaşındaki oğlunun çekiçle kamyonun kaportasını mahvettiğini görünce çok kızgın bir şekilde oğlunun eilen çekicle vurmaya başlamış.
Biraz sakinleşince oğlunu hastaneye getirmiş,doktor oğlanın kırılan kemiklerini kurtarmaya çalışmışsada elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun parmaklarını kesmek zorunda kalmış.
Oğlan ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında bandajlı ellerini farketmiş ve gayet MASUM bir ifadeyle, "Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm" der.
Ve sonra babasına şu soruyu sormuş . "Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak "?
Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş.
Biri masaya süt döktüğünde yada bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın.
Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğini anladığınızda, ÖNCE BİRAZ DÜŞÜN ,
Kamyonlar onarılabilir
Ama kıralan kemikler ve
incenen duygular
hiç bir zaman onarılmaz
Genellikle kişille performansı arasındaki farkı göremeyiz
İnsan hata yapar
hepimiz hata yaparız
Fakat öfkeyle düşünmeden yapılan şeyler insanı sonsuza kadar rahatsız eder
Harekete geçmeden önce durun ve düşünün
Sabırlı olun, anlayış gösterin ve SEVİN ...
|
|
| 7月8日
- Senin ne anlattığınız değil,Karşıdakinin ne anladığı önemlidir.
- İman etmedikçe cennete giremezsiniz,
-Birbirinizi sevmedikçede iman etmiş sayılmazsınız
- İnandığnız gibi yaşayamazsınız
- Yaşadığnız gibi inanırsınız...
- -Önyargıları kırmak
-Atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.
- Sevgide cömert ama sevdiklerimizi
-Kırmada Cimri olalım.
- Her zaman doğruyu söyle
- Ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın
- Her şeyin yenisi , Dostun eskisi makbuldur
- En yükseğe erişmek için en alttan başlayın.
- Mal cimri, silah korkak, Kararda zayıf kişilerde olursa işler bozulur.
- En büyük sanatkarlı, Hareketleriyle sözleri akord edebilmektir.
- Ne aradığını bilmeyen, Aradığını bulamaz.
- Sucu bağışlayan asildir, Ama ondan özür dileyen daha asildir.
- Eğri ağaçsız orman olmaz.
- Boş zaman yoktur, boşa gecen zaman vardır .
- İnsanlar Genellikle başkalarına sürmek istediği çamura bulanır.
- Hayat kendini bilmektir, sen kendini bilmiyorsan yaşamıyorsun demektir.
- Körler görmesede yıldızlar hep vardır.
- Böcek olmayı kabul edenler, ezilince şikayet etmeye hakları yoktur.
- Düşmeden düşseydin, Düşünce düşünmezdin.
- Nokta kadar menfaat için, virgül kadar eğilme..
- İnsan beyninin bir arada yaşamadığı iki olgu vardır, biri stres diğeri ise mizah. hangisini yok etmek istiyorsan diğerine yönel.
- Çocuklarınızı kuzu gibi sevmeyinki, büyüyünce koyun gibi güdülmesinler.
- Sakladığın sır senin esirindir, açığa vurursan sen onun esiri olursun.
- Sakın kendini eşkiyalarla (günahkarla) mukayese etme, kendini evliya sanırsın.
- Herkes aya benzer, çünkü herkesin herkesin kimseye göstermediği bir karanlık yüzü vardır.
- Sabır, tökezlemeyen binek, kanaat ise bükülmeyen kılıçtır.
-
6月21日
Git hadi git....
son bir kez yanima gel...
nasil gideceksin, insafa gel...
gözümde yaslar var, silmeye kiyamadim,
akan yaslar senden kaldi canim...
herseyimsin derdin, simdi ne oldun..
demek baskasini yerime koydun.
söyle onla gülüm, simdi mutlumusun.
hadi git, sana lanet olsun...
git hadi git....istemiyorsan
git hadi git...hic sevmiyorsan
yarali gönlüme, perisan halime
umutsuz kederle hergün bir iskence...
bana sen uzaksin...
bana sen yasaksin...
bir baskasiyla yasarsin...
bu kalp nasil dayansin....
sen coktan kararlisin..
gideceksen simdi durma GIT
BILMIYORDUM.....bilmiyordum...
beni birgün terk edecegini....
bilmiyordum bu yüregime cekilmez acilar verecegini...
peki giderken acizikta olsa düsündünmü...
bu bensiz ne yapar diye....
bu bensiz nasil yasar diye....ama YOK....
acimadan vurdun SEN....
varmi beni biranda terk edip GITMEK...
varmi bana böyle acilar vermek....
varmi be.. seven bu cani ezip gecmek...
peki bu kalp nasil dayansin....
bu can sensiz nasil yasasin...
yasamakmi...gülmekmi...salla yasarim..salla gülerim...
GIT HADI GIT........
|
Bir gün ormancının biri nehrin üzerine sarkan ağacın dallarını kesmeye karar vermişken baltası nehre düşer,
_ Eyvah diye bağırır. _
Bir peri belirir ve "niye bağırıyorsun" der.
Ormancı, baltam nehre düştü ona çok ihtayacım var der.
Peri suya dalar ve elinde bir altın balta ile dışarı çıkar ve sorar " bu baltamı senindi". _ Ormancı cevap verir " Hayır "
Peri tekrar nehre dalar ve bu sefer gümüş bir balta ile dışarı çıkar ve " bu baltamı senindi " Ormancı yine cevap verir " hayır "
Peri tekrar suya dalar ve bu sefer demir bir balta ile dışarı çıkar ve Ormancıya sorar " bu baltamı senin " ?
Ormancı "evet" der.
Peri, ormancının dürüstlüğünü çok beğenir ve üç baltayıda ona verir.
Ormancı büyük bir neşe içinde evine döner.
Bir zaman sonra ormancı eşi ile nehrin kenarında yine ağaçların dalların keserken birden karısı nehre düşmesin mi " _ Ormancı "eyvah" diye bağırır.
Peri yine ortaya çıkar ve ormancıya " ne var ne oldu " der ?
Ormancı "karım nehre düştü " deyince, peri birden nehre dalar, Jennifer Lopez ile birlikte çıkar ve ormancıya sorar " Bu mu senin karın " ? der.
Ormancı "evet" deyince, peri fena halde sinirlerin ve ormancıya " niye yalan konuşuyorsun gerçek bu değil " der.
Ormancı "Özer dilerim sayın peri, ortada yanlış bir anlama var eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherina Zeta-Jones ile geri dönecektin ve onada hayır deseydim karımla dönecek ve her üçünüde bana verecektin. Ben fakir bir adamım ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek bir durumda değilim. Jennifer Lopez'e evet dememin sebebi budur
" BU HİKAYEDEN ALINACAK DERS; NE ZAMAN BİR ERKEK YALAN SÖYLÜYORSA BUNUN İYİ VE SAYGIN BİR NEDENİ VARDIR ! VE BU BAŞKALARININ YARARI İÇİNDİR. KENDİLERİ İÇİN BİR ŞEY İSTİYORLARSA EKMEK ÇARPSIN .))

6月18日
- Genç bir delikanlı yıllarca yurt dışında okuduktan sonra ATEİST olarak memleketine döner.Kafasında üç soru vardır.
- Hiç kimse bu sorulara cevap veremediğinden gayet sıkıntılıdır.
- Ebebeyinleri oğullarına yardım etmek amacıyla köyün imamına götürürler.
- Hıoca ile delikanlı arasında geçen dialog aynen şöyledir.
- Delikanlı ; Kemsin sen ? Sorularıma cevap verebilecekmisin ?
- Hoca; Allah'ın bir kuluyum ve Allah'ın izniyle sorularına cevap verebileceğimi zannediyorim.
- Delikanlı; Eminmisin proföserler bile cevap veremedi bana ?
- Hoca; Allah'ın izniyle cevap verebilirim.
- Delikanlı; 3 sorum var.
- 1 - Allah yaşıyormu ? öyle ise şeklini bana göster.
- 2 - Takdir (kader ) nedir ?
- 3 - Eğer şeytan yaratıldıysa neden cehenmene gönderiliyor ? Cehennemde ateş dolu değilmi ? Ateş ateş'i nasıl yaksın ? Tanrı bunu düşünme dimi ?
- Bu arada, aniden bizim hocamız delikanlının başında bir saksı kırar.
- Delikanlı; Canı yanır ve sorar. Neden sinirleniyorsun ki ?
- Hoca; Sinirlenmedim, bu senin üç soruna bir cevabımdır der .
- Delikanlı; Hiç birşey anlamadım ?
- Hoca; Nasıl hissettin kendini saksıyı başında kırınca ?
- Delikanlı ; Tabi ki , fena bir acı hissettim.
- Hoca; Yani, acının varlığına inanıyormusun ;
- Delikanlı; Evet
- Hoca; Bana bu acının şeklini göster o zaman .
- Delikanlı ; Gösteremem.
- Hoca; Bu benim ilk cevabım. Herkes Allah'ın varlığını hisseder ama Allah'ı göremez.
- Hoca; Dön gece benim başında saksı kırdığını gördünmü ?
- Delikanı: Hayır
- Hoca; Bugün böyle bir şey ile karşılaşacağını hiç düşündün mü ? Aklından geçti mi ?
- Delikanlı ; Hayır
- Hoca; İşte bu takdir dir (Kader )
- Hoca; Biz neyle yaratıldık. Topraktan yaratılmış değilmiyiz ?
- Delikanlı : Evet böyle denir.
- Hoca; E o zaman ? Saksı da topraktan yapılmadı mı ? Allah isterse ateşten yaratılan şeytanı ateşin içinde cezalandıramaz mı ?
|